13
2012
Hayat Sınavı
“Hayat bu sevgilim, çoktan seçmeli…” diyor bir şair. Ne kadar da güzel özetliyor değil mi hayatı? Seçimlerimizle, vazgeçmelerimizle, kararlarımız ve tavırlarımızla tam bir sınav değil midir hayat sevgili dostlar? Doğduğumuz andan itibaren kendimizi her sorusunda yepyeni şeyleri öğreneceğimiz bir sınavın içinde bulmuyor muyuz?
Buluyoruz tabii. İlk sorusu ‘anne’ nasıl denir; ikinci sorusu nasıl emeklenir ve üçüncü sorusu da nasıl ayakta durulur olan bir sınavı sorumlu geçecek olan öğrencileriz hepimiz. Hayatta kaldıkça hayat sınavında da soruların çoğu zaman kolaydan zora doğru sıralandığını fark ediyoruz giderek. Ve diğer sınavlardan bir farkı da istediğimiz sorudan başlayamamak olsa gerek diyoruz. Ve öğreniyoruz ki sınavın kaç soru olduğu, ne zaman biteceği belli olmuyor.
Ardı arkası kesilmeyen sorulardan aşkı öğreniyoruz; nezaketi, saygıyı, nefreti, intikamı, hırsı… Sınavın en güzel sorularından ikisini de çözüyoruz zaman geçtikçe: Gözyaşı dökmeyi ve gülücükler saçmayı.
Bir süre sonra ‘ailem için bir şeyler yapmalıyım, ama ne?’ sorusuyla karşılaşıyoruz. Ve kalemi atıp sınavı terk eden zavallıları -ki bunun hayattaki karşılığı intihar-, ve sınavı bitip sınav yerini terk edenleri gördükçe; annemizin ve babamızın saçlarındaki aklar ve yüzlerindeki çizgiler iyice belirginleştiğinde ansızın şu soru geliyor: ‘kendim için neler yapmalıyım?’
İşte bundan sonra asıl çoktan seçmeli soru(n)lar başlıyor Birinde hayat arkadaşımızı, birinde hayatımızın geri kalanında yapacağımız işi seçiyoruz. Bazen öyle soru(n)lar çıkıyor ki karşımıza, nefrete karşı sevgiyi, küçümsenmeye karşı affetmeyi seçiyoruz.
Sınav böyle birini seçerken çoğundan vazgeçerek sürüyor işte. Ve ne oluyor biliyor musunuz? Sınavın sonu yaklaştıkça biz onu daha çok seviyoruz. Bitmesin istiyoruz. Çünkü hiçbirimiz son soru ‘acı’ olsun istemiyoruz…

An article by seyhmus




