May
22
2011

Biraz ve Belki

Küçük bir kız var odamda. Kahverengi saçları omuz hizasında duran, boyuna göre biraz tombik bir kız.
İnatla cızırdamasına rağmen radyodan çektiği Spice Girls şarkısı ile aynanın karşısında dans ediyor. Elinde mikrofon niyetine tuttuğu deodorant şişesi, ayağında annesinin topuklu ayakkabısı her şeyden uzak şarkıya dili döndüğünce eşlik etmeye çalışıyor.

Az önce okulundan eve gelmişti. Anahtarı ile kendisi kapıyı açtı, henüz formasını çıkarmadan mutfağa koştu ve dolaptan çikolata kaptı. Çok sevdiği Zeyna isimli diziyi açtı ardından odasına geçip. İşaret parmağını yanağına dayadı her zamanki gibi. Gamzesi olsun istiyordu. Tüm dizi boyunca parmağıyla yanağına bastırırsa bir gün gamzeye sahip olacağını sanıyordu. Bunun yanı sıra küçük kıza gülmek hiç yakışmazdı. Sevimli ve şirin olmuyordu güldüğünde. Gamzesi olsa yine gülüşü aynı olacaktı, yakışmayacaktı. Bunu henüz bilmiyordu, ileride öğrenecekti.

Dans ederken aniden beni gördü küçük kız. Önce irkildi, sonra yüzüme uzun uzun baktı. “Ne işin var senin burada” diye fısıldadı, kendisi bile sesini zor duymuştu.
Gülümsedim bir süre. Saçlarına baktım, gözlerine…
“Seni merak ettim” dedim. Hala yüzüme bakıyordu, bir ara gözlerini kaçırdı. Elindeki deodorant şişesine odaklandı. Göbeğini içine çekiyordu, fark etmiştim. Göbeğinden utanırdı.

Yazı masasına koştu ve teybini alıp bana getirdi.
“Bak, annem bana bunu aldı. Kaset aldırmıyorum şu an ama radyodan en sevdiğim şarkıları buna çekebiliyorum.” dedi, gözleri parlıyordu. Devam etti “Düşünsene, kendime ait hem de. Hayatımda aldığım en güzel hediye. Bak, bunlar da kasetlerim. İçinde artık sevdiğim şarkılar var” diyerek bir kaç kaset tutuşturdu elime. Kasede baktım, orjinal ismin yazılı olduğu yere kağıt yapıştırmıştı. Kağıtta ‘karışık’ yazıyordu.
“Müzik dinlemeyi o kadar çok seviyorum ki, yalnız hissettirmiyor” dedi, artık yavaştan çekingen davranmaktan vazgeçmişti.
“Biliyorum, hatırlıyorum” dedim. Bıkmadan baştan aşağıya onu inceleyip, mimiklerine ve tavrına odaklanmıştım.
“Evde yalnız kalmaktan korkmuyor musun?” diye sordum.
“Hayır, yalnız kalmaktan sadece çocuklar korkar. Ben değil.” diye cevap vermesinin üzerine kahkaha patlattım. Küçücük boyuna bakmadan çocuk olmadığını iddia ediyordu ufak kız. “Daha 10′lu yaşlarında bile değilsin” dedim ardından. Küçümser bir bakışla karşılaştım bunun sonrasında.

“Beni unuttun farkında mısın?” diye sordu. Bu sefer başını öne eğmişti. Elleriyle oynuyordu. “Fotoğraflara bakmıyorsun, eski günlüklerini okumuyorsun”
“Unutmadım. Hep varsın” diye fısıldayabildim sadece, bu sefer benim sesim çıkmıyordu.
“Şimdi, eskiden kafandan geçen her şeyin saçma olduğunu düşünüyorsun, değil mi? Hayallerin, gördüklerin, görmek istediklerinin… Hepsinin. Beni attın tamamen. Gitmeme izin verdin. Elbette kalamazdım her zaman ama… Biraz da olsa izin verebilirdin seninle olmama.”
Susuyordum. Gözlerine de bakamıyordum artık ufak kızın. Unutmuştum aslında. Bunu ona itiraf edemiyordum. Zaman zaman öylesine özlüyordum ki onu, yine de fark ettirmiyordum.
“Beni sen güçlü yaptın. Keşke tamamen çocuk olmaya doysaydın ama. Doysaydım” dedim.
Küçük kız deodorant şişesini eline aldı yeniden. Bana baktı, gülümsedi. Teybin play tuşuna basmadan evvel “Beni unutma olur mu? Arada aklına getir. Ama sakın düşüncelerimle dalga geçme. Sadece beni hatırladıkça gülümse. Anılarını hatırladıkça gülümse.” dedi.
Odadan çıktığımı fark etmedi bile şarkı çalmaya başladığı zaman. Kendi dünyasındaydı yine, şarkıya eşlik ediyordu.

Asla gamzesi olmayacaktı küçük kızın, henüz farkında değildi.
Asla gamzesi olmadı. Gamzem olmadı.
Zaten gülmek bana çocukken yakışmazdı, şimdi de yakışmıyor.
Yazar: Gülşah Özyılmaz

About the Author:

Kulağı sürekli çınlayan bir Bilgisayar Mühendisi :) Dinlemesini bilen, söylediklerinin anlamsız gelmesi aslında sözünün ağırlığından olan, zaten az söyleyen, tembelliği seven ama istedi mi yapan son olarak amansız "mühendislik" hastalığından muzdarip bir beyefendi. Dünyayı "dijital dünya" yaşayan insanları ise "fiberoptik çocuklar" olarak nitelendirmesi biraz garip gibi :)))

Leave a comment